12.01.2019

Ortodoksların kavgası ve Türkiye

Fatih Sultan Mehmet, 1453'de İstanbul’u fethettiğinde, din ve düşün adamlarına, İstanbul'da kalmalarını ve kendilerine maddi imkanlar ve düşün özgürlüğü sağlayacağı sözünü vererek, çok sayıda Hristiya

Fatih Sultan Mehmet, 1453 de İstanbul’u fethettiğinde, din ve düşün adamlarına, İstanbul'da kalmalarını ve kendilerine maddi imkanlar ve düşün özgürlüğü sağlayacağı sözünü vererek, çok sayıda Hristiyan İstanbullunun burada yaşamaya devam etmesini sağlamıştır. 1054 yılında, Doğu-Batı Kilisesi olarak Ortodoks ve Katolik diye zaten ayrı olan Hristiyanları farklılıklarını bilinçli olarak desteklemiştir.  Anlaşılıyor ki, Fatih, İstanbul’u fethetmeden önce, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu ve dünya için strateji ve politikasını çoktan belirlemiştir. Fatih, stratejisi ve dünya politikası gereği Hristiyan dünyasını bölmek için İstanbul da yaşayan, Ortodoks mezhebini Katoliklere karşı madden ve manen desteklemiştir. Amacı ileride, karşısında tek Hristiyan blok olmasını önlemektir. Aynı politika ve stratejiyi çok güçlü olan Katolik dünyasına karşı da yapmıştır. 16. Yüzyılda Katolik Fransa’yı diğer Katolik ülkelere karşı kullanmak ve bölmek için ticari ve politik ( Kapitülasyonlar, İmtiyazlar) destek vermiştir. Amacına da kısmen ulaşmıştır. Bu tarihi politika, strateji ve olayları anımsamamızın nedeni, 5 Ocak 2019 da İstanbul da, Fatih'in desteklediği, İstanbul Rum Ortodoks Kilisesi'nde ilginç bir tören yaşandı. Ukrayna Kiev Ortodoks Kilisesi 322 yıldır bağlı olduğu Moskova Ortodoks Kilisesinden ayrıldı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Proşenko’nun dini törene katılması olayın politik yönünü de göstermiş oldu. Kiev Kilisesinin Moskova Kilisesinden ayrılması olayı dini değil siyasidir,  ayrıca bu olay din-politika ve mezhepler tarihinde ki yerini de almıştır. Bu ayrılığın İngiltere ve ABD’den habersiz yapılması mümkün değildir. Fener Rum Patrikliği 1923 Lozan antlaşmasına göre sadece İstanbul da yaşayan Rum Ortodoksların Kilisesidir. Yunan ve Rumların iddia ettiği gibi Ekümenik yani evrensel değildir. Bu siyasi-dini törende sorun çıkmasın diye AKP hükümetiyle de konuşarak bu tören gerçekleştirilmiştir. Rusya bu olayı felaket ve dinsizlik sözcükleriyle ifade etmiştir. Çok sayı da Rus siyasi ve din adamları olayı çok sert bir şekilde kınamıştır. Ayrıca, Ukraynalıların tamamının bu olayı kabul etmedikleri bilinmektedir. Ukraynalı din adamları, Kiliseler ve dindarların ne kadarı bu yeni durumu kabullenecektir ancak zaman içinde görebiliriz. Ukrayna devlet başkanı çok riskli bir iş yapmıştır. Kendisi zengin bir iş adamıdır. ABD, AB ve İngiltere’den sağlam garantiler almadan Ruslara bayrak açmaz. Dolaysıyla, Ukrayna artık batının Moskova ya karşı kullanacağı bir ülke konumuna girmiştir.

Türkiye, Ortodoksların kavgasına müdahil olmakla çok ciddi hatalar yapmıştır. Bu olayda, tarihi, hukuki, stratejik ve politik hatalar olmuştur. Osmanlı Türklerinin tarihte yaptığı iş Hristiyan dünyasını birleştirmek değil ayrıştırmaktır. Hatta o kadar başarılı olmuştur ki, Grandük Notoras Bizans’ın Ortodoks halkının Katolik ülke ve Katolik mezhebiyle birleşmesi düşüncesine karşı “Şehir de Latin Külahı görmektense Türk Sarığını yeğlerim” demiştir. İstanbul'daki Rum Patriği yasalara göre kendisinin iddia ettiği ve bu yönde çalıştığı gibi “Ekümenik” değildir. Kiev Kilisesine bağımsızlık vermek gibi bir görevi ve yetkisi yoktur. Ortodoks dünyasın da ise İstanbul Patriği “Eşitler arasın da Birinci” sıfatı vardır, yani en büyük kilise niteliği yoktur. Bir başka ifadeyle, Kiev Kilisesi Moskova Kilisesi'nden bağımsızlığını ilan etmiş ve İstanbul, Moskova ve diğer Kiliselerle eşit statüye kavuşmuştur. Kiev Kilisesi İstanbul'da ki dini-siyasi gösteri olmadan da bağımsızlığını ilan edebilirdi ve bu törenleri Kiev'de yapıp oraya İstanbul Kilisesi papazı Bartelemeusu oraya davet edebilirdi. Türkiye’yi niçin bu işe bulaştırdılar. Amaç belli, İstanbul Patrikliğinin Ekümenik iddiasını pekiştirmek ve Türkiye’nin Ruslarla ilişkilerini bozmaktır. Din ve mezhepler, batı halkları ve devletleri hayatın da belirleyici değil etkileyici bir unsurdur. Dinin veya mezhebin kendisi değil kültürü yaşanır. Yani dinin kutsallığından ziyade eski tabirle beşeri ve içtimai bir rolü vardır. Ortadoğu'daki gibi devletin ve hayatın içinde değildir. Yani şunu söylemek istiyoruz, batılı devlet ve halklar din ve mezheplerin neden olduğu bir tahribatı yaşamazlar ve izin vermezler. Ortadoğuda'ki İslami mezhep kavgalarına bir de Kilise ve mezhep kavgaları eklemeyelim.   
    
 
Dikkat! Yazılan yorumlar hiçbir şekilde sitenin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.